Ömür...
“HAZAN”la “GÜLSEMA” iki davadır/ “SİNEDKİ CEVHER” derde devadır/ “KRİSTAL KELEBEKLER” bir mevadır/ "MEDENİYET MİMARLARI" nevadır/ Ömrü beş kitaba böldük efendim

Şehr-i ayıntab-ı cihan; GAZİANTEP

Güneydoğu Anadolu Bölgesinin incisi, Türkiye’nin ise altıncısı büyük bir  kent olan Gaziantep, nüfusu, kültürü ve ekonomik potansiyeli ile tarih öncesi çağlardan beri insan topluluklarına yerleşim sahası ve uğrak yeri olmuş tarihi bir şehirdir. Şehirde gezerken tarihin azameti ve zamanın modernliğini aynı anda yaşama fırsatını yakalarsınız.

     Şehre indiğinizde ilk önce sıcak hava karşılar sizi havaalanında. Yaşayacaklarınıza içinizi ısıtırcasına bir hazırlıktır bu karşılama. Yol boyunca fıstık ağaçları gölgelik görevi yapar size yakıcı güneşin altında. Zeytin ağaçları size en güzel hediyesini sunar kollarını uzatarak. Şehrin her yanına hakim tepesine kurulu kalesinin, eteklerindeki siyah gözlü mağaralarının hafiye misali  her an takibini üzerinde hissedersin yürüdüğün sokaklarda. Binlerce yıllık tarihi önünüze serer müzeleri. Mozaiklere işlenen  hayatları hayretler içerisinde seyredersiniz Zeugma Mozaik Müzesinde. Beylik hayatların fani akıbetlerle bitiş hikayelerini okursun. Bey Mahallesinde. Yesemek Açık Hava Müzesi ve tarihin ilk heykel atölyesinde taşlara üflenen canları hissedersin. Destansı aşkların beşiğidir Belkıs/Zeugma Antik kenti. Hüzünlü gözlerin boşlukta aradığı mutluluğu bir an aramak istersin Çingene Kızı Mozaiğinin bakışlarında. Bir zamanlar dünya ticaretinin yol kavşağı olan ve uygarlık tarihine yön veren İpek Yolu üzerine kurulu Dülük’te, taşlar Dülükbabanın kerametlerini hala sinelerinde saklamaktalar. O günlerin sedaları devam eder Almacı Pazarı esnafının dudaklarında. Cama verilen desenlerin renkliliğini seyretmek ayrı bir haz verir Medusa’da. Dünya sevgisinin büyüklüğünü  anlamak zor değil Anıt Mezarları gezerken. Fani nimetlerin ebedi aleme taşınma arzusudur lahitler. Emine Göğüş Mutfak Müzesinde iştahlar yeniden açılır mide saltanatlarına.

     Büyük tarihi olaylara tanıklık yapmış bu şehrin her yanı ölümsüz vesikalarla doludur. Şehri hala korur gibi semaya kalkmış şahadet parmağıdır Şehitler Abidesi. Geçmişin izlerini görürsünüz dolaşırken Antep Evlerinin sokaklarında. İçe kapanık yapıları insanın evi cennetidir sözünü hatırlatır ziyaretçilere. Zerafetin göstergesidir çift tokmaklı kapıları bu benzersiz evlerin. Birisi ataerkil aile yapısında erkeğin otoritesinin gür sesi olurken, diğeri ise cennetin ayağı altında olduğu inancıyla nezaketin timsalidir adeta bu tokmaklar. Zincirli Bedesten nazire yaparken modern yapılara, Kemikli Bedestende sızlamaktadır kemikleri, duadan unutulan, üzerine çarşı inşa edilmiş isimsiz kahramanların. Bakırcılar Çarşısında alın terinin işlendiği nadide eserlerin yok pahasına satılışı kanatır yüreğinizi. Böyle ucuz olmamalı gönül dünyasının desenleri diye hayıflanırsınız teknolojinin sunduğu imkanlara. Çeşmelerinden boşa değil, gönlünüze akar aziz olası suları. Hanların ayakta kalmış duvarlarında, dünyanın dört bir yanından gelen tacirlerin ve yolcuların hayat hikayelerini hayal meyal okur gibisin. Tarihin buzdolapları olan Şeyh Fethullah Kasteli başta olmak üzere kasteller, şehre  abı hayat olma onurunu taşırlar toprağın altında. Dünyevi kirlerden temizlenirken, uhrevi yükleri de attığını hissedersin Naib Hamamında. Küskünlüğün ebedileştiği yerdir Şehre Küstü konakları. Huşunun zirvesine çıkarsınız camilerinde safa durunca. Bu mimariye yüklenen manevi havanın kıyamete kadar devamıdır kanaatimce. Ney sesleri eşliğinde hala dönmekte iken  Mevlevi hanede dervişler, telli turnam türküsünü terennüm etmekte taze delikanlıları.

Kiliseleri Osmanlı döneminin hoşgörüsünü yansıtmaktadır yabancı ziyaretçilere. Gazi Kültür Merkezinde Şahinbey, Karayılan ve Şehit Kamil’in onur dolu mücadelesini seyrederken gözlerinizden düşen damlalara engel olamazsınız. Destanlaşan Antep savunmasını an be an yaşarsınız Savaş müzesinde.

     Sedefin ahşap üzerindeki gururlu duruşu, el işlemesi bezlerin çeyizlerdeki asaletli yer alışı, kutnu denen dokuma kumaşların vücutları sevgiyle sarışı, yemenilerin ayaklara uyguladığı ince dokunuşu, narin ellerin bakıra işlediği kalıcı desenleri, zerdali ağacının akustik kanunlara uymayan Orta Asya’ya dayanan etnoğrafik çalgısı olan zurnası, Kur’an-ı Kerimi, sevgiliden gelen en önemli hediye olarak saklayan işlemeli gümüş kapları, ilmek ilmek sevginin  işlendiği kilimleri, tarihin sırlarını içinde taşıyan küpleri bu şehri geçmişten geleceğe taşıyan en önemli unsurlardır.

     Bu güzellikleri seyrederken başka dünyalara dalar, midenizden gelen zil seslerini uzun bir süre duymazsınız. Kır kahvesinde dinlenirken yemek planları yapmaya başlarsınız. Yörenin yemekleriyle birlikte tüm samimiyetlerini dökerler sofranıza aşçılar. Yuvarlama çorbası ile başlar lezzetler diyarına girişiniz. Çiğ köfte vazgeçilmezidir sofraların. Ali nazik mideyi hazırlar ağır yemeklere. Patlıcan, kabak, domates, acur ve biber dolmaları ayrı bir tat olur damağınızda. Lahmacun daha küçük ama daha doyurucudur bu memlekette. Sarımsak baş aktördür yemeklerde. En az yedi çeşit baharat kullanılır mutfaklarında. Kebapları ülkenin dört bir yanına nam salmıştır. Baklavası dillere destandır dünyada. Kalın kaplarda ve harsız ateşte pişen yemeklerini unutmak kolay değil şu fani cihanda. Bütün bunların üzerine Tahmis Kahvesinde içilen menengiç kahvesinin hatırı, değil kırk yıl, bir ömür sürer anlayabilir ve yaşayabilirsen.

     Sadece tarihi güzelliklerin olduğu bir şehir değildir Gaziantep. Ufku geniş bir anlayışın hakim olduğu ülkede, tarihine sadık ama aynı zamanda modernliğin öncüsü idarecilerle geçmişi ve geleceği birlikte yaşıyorsunuz bu şanslı ilde. Aslına uygun restore edilen mahallelerde geçmişi yaşarken, modern yatırımları ile geleceğe emin adımlarla yürüyor insanlar sokaklarında. Üniversiteleri, spor salonları, genişletilen yolları, hayvanat bahçesi, kültür merkezleri ve daha onlarca devasa yatırımları ile bu şehir Güney Doğunun incisi olmayı hak eden bir şehirdir.

     Torosların karşısındaki Antakya’dır bu şehir.

     Han toprağıdır bu şehir.

     Pınarın gözüdür bu şehir.

     Parlayan şehirdir bu şehir.

     Dünyanın göz bebeğidir bu şehir.

     Evliya Çelebi’nin ifadesiyle Şehr-i Ayıntab-ı Cihan’dır bu şehir.

      Bu güzellikleri görebilen gözü verdiği için Cenâb-ı Zât-i Mevlâ‘ya hamd-ü sena eyleriz.

Share

Şunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir