Ömür...
“HAZAN”la “GÜLSEMA” iki davadır/ “SİNEDKİ CEVHER” derde devadır/ “KRİSTAL KELEBEKLER” bir mevadır/ "MEDENİYET MİMARLARI" nevadır/ Ömrü beş kitaba böldük efendim

Ege’nin incisi – İZMİR

Zengin tarihi, antik kökleri, harika sahilleri, muhteşem iklimi, şaşırtıcı mutfağı ve uluslararası bir liman kenti olması inci olmasına yetiyor da, artıyor bile. Yaklaşık 8000 yıllık bir tarihe sahip olan İzmir’in çeşitli çağları yansıtan kalıntıları, modern yapılar arasında hala yaşamakta ve gizemini korumaktadır. Tarhanası, İzmir köftesi, zerdesi ve boyozunun süslediği sofraların olmazsa olmazı taze sebzeleri ve taze balıklarıdır. Bütün bunlara bir de neredeyse hiç soğuk olmayan muhteşem iklimi eklenince işte karşınızda Ege’nin incisi İzmir…

Türk kadınının ilk tiyatro sahnesine çıktığı, ilk futbolun oynandığı, ilk İktisadi kongrenin toplandığı, ilk uluslararası fuarın açıldığı şehir olması hasebiyle ilklere imza atan bu şehir aynı zamanda İstiklalin Kadın Kahramanlarından Ayşe Hanım’ın, Efe Ayşe’nin, İzmirli Bican’ın memleketidir.

İzmir’de hep beraber bir yolculuğa çıkmak için önce Konak Meydanı’nı süsleyen İzmir’in sembolü Saat Kulesi’ni buluşma noktası belirlersiniz ve akabinde buluşma saatini kararlaştırırsınız. Güneşi önünüze alarak basarsınız fotoğraf makinesinin deklanşörüne, tarih düşmek için zamana. Yüz yıl öncesinin eseri ile yüz yıl sonrasının modasını aynı kareye yerleştirirsiniz. Neler sığdırmıştır bu yüz yıla saat kulesi kim bilir. Nelere şahit olmuştur. Ne savaşlar, ne depremler, ne ihanetler görmüştür. Yelkovan akrebe kaç tur bindirmiştir bu zaman diliminde kim bilir. Siz fotoğraf çekilirken her gün önünden geçenlerin gülümseyerek bakışlarından anlaşılır ilk defa İzmir’e geldiğiniz. 25 metre yüksekliğindeki dört katlı ve sekizgen planlı Saat Kulesinin yapısını incelediğinizde daha da şaşırırsınız  

Mitolojik hikâyelerin kaynağı Artemis Tapınağı’nın ayrı bir gizem kattığı bu şehir Meryem Ana kilisesi ile tahrif edilmiş inanç sistemlerinin de merkezi sayılır. Efes antik kent ve tiyatrosu sizi binlerce yıl öncesine götürür. Aradığınız her şeyi en ucuza bulabileceğiniz Kemeraltı’nda aradığınızı bulabilmek için kaybolursunuz tezgâhların arasında. Renkler, kokular ve tatlar karışı havaya ve doyumsuzca çekersiniz genzinize. Romalı politikacıların topuk seslerinin, zengin tüccarların kibirli bakışlarının ve pazarcı naralarının hala yankılandığı Agora, Kadifekale’nin kuzey yamacında sessizliğe bürünmüş direnir zamana. Günbatımının en güzel izlendiği Tarihi Asansör’le aşağı ve yukarı iki mahalle arasında seyahat edersiniz.  Koca bir tarihi muhteşem ağaçların ve bitkilerin seyrine doyamazsınız Kültürpark’ta. “Şehrin en yüce binası ve en büyük ziyneti” diye adlandırılan Hükümet Konağı’nın duvarlarında İstiklal Harbi’nin izlerini görür, Kadifekale’nin semalarında süzülen al bayrakta İzmir’in kurtuluşunu, aşağıda kurtulan İzmir’in keşmekeşliğini seyredersiniz. Arkeoloji müzesinde sergilenen Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait altın, gümüş, cam eşya, sikke ve değerli taşlar sizi büyülerken mermer eserler sizi eski zamanlara götürür. Bir zamanlar hastane ve daha sonra bakımevi olarak kullanılan Etnografya müzesinde sergilenen etnografik eserlerin arasında eski zamanlardan çaresiz hastaların iniltileri duyulur. Kemeraltı Camii muhteris tüccarların çarpık binaları arasında nefes almakta zorlanıp can çekişirken, kale yıkıntısı üzerinde inşa edilen Hisar Camiinin kubbesinden beş yüz yıllık duaları duyarsınız. Şadırvanaltı Camii İzmir’in icisi gibi durur karşınızda. Kestane Pazarı’nda âlimlerin vakur duruşuna, Cumhuriyet Meydanı’nda zamanenin savurganlığına aynı zaman diliminde şahit olursunuz. Vapurla Karşıyaka’ya geçerken gevrek parçalarıyla beslediğiniz martıların sesleri bir çalgı aletinden çıkan nağmeler gibi ayrı bir haz verir size. Şehrin içinde gezerken yerlere baktığınızda, çöp kutularının altında ve kavşakların ortasında basiretsiz yerel yönetimin izlerini görürsünüz. Aydınoğlu Beyliği komutanlarından biri olan Seyid Mükerremeddin olduğu düşünülen Emir Sultan bir bekçi gibi şehri beklerken. Kadifekale Hava şehitliğindeki şehitler ebedi istirahatgahında, başlarında uğruna şehit oldukları al bayraklar dalgalanır. İki tarafında tarihi çeşme bulunan İkiçeşmelik’te birinci sahibinden ne sebeple ayrıldığı meçhul yorgun eşyalardan bir ordu bulursunuz. Çeşme’de denize, Şirince’de tarihe, Aliağa’da sanayiye doyarsınız.  

Kenar mahallelerde efe giyimli yaşlılarla karşılaşırsınız zaman zaman. Abdestlik denen kısa gömlekli ve şalvarlı dedelerin kuşak sarılıdır bellerine. Sırmalı cepkenleri ayrı bir güzellik katar endamlarına. Kırsal kesimlerdeki kadınları, topuklara dek uzanan donları, önü açık boy entarisi, hotoz biçimli başlığı ve cepkeniyle çıkarlar meydana. İstiklal Harbindeki kadın ve erkekleri görür gibi olursunuz.

Mesajlar gönderirsiniz türküleriyle sevenlerinize. Kızlarağası Kervansarayı’nda lale şeklindeki küçük bardaklarla sunulan çayı yudumlarken” İzmir’in kavakları” nı dinlersiniz. “Bir ateş ver cigaramı yakayım” diyerek duman altı olursunuz. Geride bıraktıklarınıza “Darıldın mı gülüm bana” parçasını gönderirken yolcu ettiklerinizin ardından “Uçun kuşlar İzmir’e doğru” diyerek dolar gözleriniz. “Harmandalı” ve “Kordon zeybeği” çalarken o muhteşem zeybek oyunuyla dizinizi yere vurur, “Al basmadan donu var” diyerek sitemler gönderirsiniz sevdiklerinize.

Cami ve kiliseleriyle, havra ve sinagoglarıyla, çeşme ve sebilleriyle, kemer ve köprüleriyle, han ve hamamlarıyla, müze ve meydanlarıyla dünya tarihini seyrettiğiniz bu şehirde günün yorgunluğunu atmak için akşam güneşin batışıyla deniz ile huzurun birleştiği Kordon Boyu’nda batan güneşe doğru ağır ağır yürürken, imbat rüzgârlarıyla savrulur saçlarınız.  

Share

Şunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir