Ömür...
“HAZAN”la “GÜLSEMA” iki davadır/ “SİNEDKİ CEVHER” derde devadır/ “KRİSTAL KELEBEKLER” bir mevadır/ "MEDENİYET MİMARLARI" nevadır/ Ömrü beş kitaba böldük efendim

Bilim ve kültür şehri; ADANA

Asırların izini sürmek istediğinizde gitmeniz gereken şehirlerden biridir Adana. Köklü tarihi ile kucaklar ve modern yapılanması ile geleceğe taşır sizi bu şehir. Kendine has gelenekleri ile gönül heybenize çeşitlilik ekler. Derinlerde kökleri olan ve hala yaşayan binaları ile göz doldururken hemen yanı başında zamana direnen ve ilgi bekleyen yapıları hüzünlü bir eda bırakır seyredenlere. Eski tarihlerden beri bereketli tarımın ve kârlı ticaretin merkezi Çukurova’sı övünç kaynağıdır bu şehrin.

Şehri ikiye bölen Seyhan Nehri’nin köpüklü suları üzerinde bin yıldır sabırla uzanan ve iki yakayı birbirine bağlayan, Lokman Hekim’in ölümsüzlük iksirini düşürdüğü Taşköprü, 16 büyük ve 5 küçük gözüyle nice sahneleri seyretmiş, sinesinde bin yıllık kavimlerin, kültürlerin, ağaların, beylerin, sultanların, sevdaların, ihanetlerin, yaşamış ve yıkılmış devletlerin izlerini taşır.

Evliya Çelebi’nin hatıralarında Ceyhan Nehri kenarında bir alçak tepe üzerinde dört köşe sağlam ve dayanıklı diye anlatılan, zamana direnen ancak insana direnemeyen Adana Kale’sinden bugüne kalan “Tarsus Kapısı”, “Kale Kapısı” gibi birkaç mevki adından ibaret iki parça duvar kalıntısı. Bir görevi de yeryüzünü imar için gönderilen insanın yaptıklarının yanında yıktıklarına baktığımızda görevini yanlış anladığı aşikârdır.

Bir zamanlar surlarla çevrili Adana şehrinin yüzlerce yıllık tarihinin kat kat yattığı toprakların üstünde yükselen Tepebağ evlerinde, eski ile yeninin iç içe ama uyumsuzluğunu, yenilerin içinde biçare eskilerin garip kaldığını, estetiğe meydan okurcasına mimariden uzak sokaklarının tarihi harap ettiğini gösterir gelenlere. Koruma altına alınan ve çalışmaların devam ettiği bu alandan ayrılırken yıkılan dünyaları düşünür ama imar çalışmaları ile biraz da olsun canlanacak olmasından umutlanırsınız.

Etrafındaki hareketli bulvarın, büyük büyük binaların, geniş kaldırımlı şık dükkânların arsından zor seçilen, bir bankanın yıllar önceki reklam kampanyasından arta kalmış büyük bir kumbara maketi olarak duran Küçük Saat ve o adla anılan semti geçip ileride Adana’nın Şair Valisi Ziya Paşa’nın yaptırmaya başladığı ancak 1882 yılında Abidin Paşa zamanında tamamlanan, dikdörtgen yapısıyla zarif görünen ancak 32 metrelik ince uzun endamıyla Türkiye’nin en yüksek saat kulesini görünce yeniden tarih canlanır gözünüzde. Bu saati merkez kabul ettiğimizde eski Adana’nın dini ve tarihi yapılarının bu saat etrafında yer aldığını görürsünüz.

Saat kulesine sırtınızı verip karşıdaki Ziya Paşa Parkı’nın arkasında Selçuklu, Memlûklu ve Osmanlılar devrine ait mimarî karakterleri üzerinde toplayan, Ramazan oğlu Halil Bey tarafından inşasına başlayan ve Halil Beyin oğlu Piri Mehmet Paşa tarafından bitirilerek ibadete açılan, kıble duvarında etrafı siyah mermerden yapılmış bir bordürle çevrilen mihrabı ile bilhassa caminin kıble duvarını kaplayan XVI. ve XVII. yüzyıla ait Çinileri ile dikkat çeken, dört yüksek sütun üzerine yapılmış, gözler kamaştıran ilginç kubbesiyle olanca zarafetiyle duran, kareye yakın dikdörtgen plânlı olan Ulu Cami şehrin simgesidir adeta.

Zamana meydan okuyan, Ulu Camiden daha güzel olduğu için banisinin katline yol açtığı söylenen Hasan Ağa Camii ile şehir tarihinin en önemli eserlerinden olan, Kazancılar çarşısı ile Büyük Postane arasında, 1501’de Ramazonoğlu Halil Bey’in emri ile camiye dönüştürülmüş, bir külliye görünümündeki Yağ Camiinde huzur bulurken, 1950 yılında tam 300 yaşına girmişken, yol genişletme çalışmaları sırasında dönemin Belediye Başkanı tarafından yıktırılan ve geride kalan düzlükte çanak çömlek satan tezgâhların kurulduğu Caferpaşa Camiini düşününce tarihinizle birlikte yok olan değerleriniz aklınıza gelir, huzurunuz kaçar. Altı minareli ve parlak beyazlığıyla her görenin nefesini kesen Sabancı Merkez Camii bile bozulan moralinizi düzeltmeye yetmez.

Nice destanlara yâr olmuş, insanlığın en eski yaşam noktalarından biri olan Adana, ocağında ne yemekler pişirmiş, ne yemeklere tat katmıştır kim bilir. Sadece tarihiyle değil yemekleriyle de nam salmıştır bu şehir. İçinde irili ufaklı hazırlanan köftelerle hem bulgur hem kıyma bulunan çorbaların şahı Analı Kızlı ile başlanır yemeğe. Yiyenin bir kere daha, bir kere daha istediği garip bir yemek olan Mumbar süsler sofralarını. Acılı şalgam ile yenen Adana Kebabından sonra Bici ile tatlanır ağızlar.

Kulağında “Adanalıyız Allah’ın adamıyız” sözü, dilinde “Adana Köprübaşı” türküsü, damağında “Adana Kebabı”nın tadı, gözünde tarihin seyri, gönlünde Adanalının sevgisi kalır ayrılırken bilim ve kültür şehri Adana’dan.

Share

Şunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir